
Türkiye’de yaşlanma geleceğe ait bir mesele değil. Yaşlı bir toplumda yaşıyoruz. Bununla birlikte bakım hizmetlerine duyulan ihtiyaç derinleşiyor ve çeşitleniyor. Yine de bakım alanı uzun süredir parçalı, eşitsiz ve yetersiz bir yapıda.
6 Mayıs 2026 tarihinde yürürlüğe giren yeni “Huzurevleri ile Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği”, bu nedenle yalnızca teknik bir mevzuat değişikliği olarak ele alınamaz
Asıl soru şu:
Türkiye’de yaşlılar bakım hakkına nasıl ulaşabilecek?
Bu politika notunda yeni yönetmeliği bakım hakkı, kamusal sorumluluk, bakım emeği, hizmete erişim, insan kaynağı, finansman ve kanıta dayalı politika açısından değerlendiriyorum.
Yeni yönetmelikte kağıt üzerinde olumlu görünen bazı düzenlemeler var: bakım düzeylerinin ayrıştırılması, bireysel bakım planı, risk esaslı değerlendirme, erişilebilirlik ve güvenlik standartları, gerontolog ve ergoterapist gibi mesleklerin görünür hale gelmesi önemli.
Ancak bunlar yönetmeliği otomatik olarak iyi veya yetkin kılmaz. Çünkü bir düzenlemenin toplumsal karşılığı yalnızca metinde ne yazdığıyla değil, hangi kanıta dayandığı, hangi insan kaynağıyla uygulanacağı, hangi bütçeyle destekleneceği ve yaşlıların yaşamında nasıl bir sonuç üreteceğiyle ölçülür.
Türkiye’nin ihtiyacı daha dar bir huzurevi rejimi değildir. İhtiyaç duyulan şey, kamusal sorumluluğu güçlendiren, yerinde yaşlanmayı destekleyen, bakım emeğini görünür kılan ve yoksullaşarak yaşlanan bir toplumun ihtiyaçlarını merkeze alan bütüncül bir uzun dönemli bakım sistemidir.
Politika notunun tamamını PDF olarak okumak ve paylaşmak için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.
Kaynak göstermek için:
Arun, Ö. (2026). Huzurevleri yönetmeliği üzerine ilk değerlendirmeler (Yaşlanma Gündemi, Politika Notu 01). Antalya: ozgurarun.com.tr.
https://doi.org/10.5281/zenodo.20123435

